İletişim: 0 (532) 055 35 40 | Mail: laden@ladenbaygin.com

Koçun notları 1 – Başarısızlık korkusu

Koçun notları yazı serimde danışanlarımla yaptığımız görüşmelerde dikkatimi çeken konuları paylaşacağım. Çünkü inanın hepimizin sorunları, sıkıntıları, korkuları oldukça benzer.

İlk yazımda irdelemek istediğim konu başarısızlık korkusu. Bu hepimizde olan bir şey. Peki nedir başarısızlık korkusu? Ne sebeplerden ötürü hayatımızdadır? Bizi hangi şekillerde etkilemektedir ve buna karşı neler yapılabilir?
Bu korkunun literatürdeki ismi, Yunan dilindeki phóbos (fobi) kelimesinden türeyen Atychiphobia. Öncelikle biraz bu terimi incelemek istiyorum: “Atychiphobia (from the Greek phóbos, meaning “fear” or “morbid fear” and atyches meaning “unfortunate”)is the abnormal, unwarranted, and persistent fear of failure. As with many phobias, atychiphobia often leads to a constricted lifestyle.” (Wikipedia)
Bu korku bir fobidir (phóbos) ? “ruhsal açıdan sağlıklı olmayan” bir korku (morbid fear) tipidir. Yani ne yazık ki bir hastalıktır. Anormal/ölçüsüz (abnormal), yersiz (unwarranted) ve sürekli (persistent) olarak gerçekleşen bir korku türüdür. Çoğu fobilerde de görüldüğü gibi başarısızlık korkusu kısıtlı/sıkışmış/daralmış (constricted) bir yaşam tarzına sebebiyet verir.
Sadece bu tanımda bile ne kadar çok duygu var! Özellikle sıkışmışlık hissi pek fena. Başarıya ulaşma hedefimiz genellikle hayatımızı daha iyi standartlara oturmak için iken aslında hem içsel görümüzü hem de dış çevremizi nasıl da daralttığımızı ve kendimizi gittikçe ufalan bir hayata teslim ettiğimiz hissini veriyor bana.
Birçok çalışmada kişilerin isteme ? hedef koyma aşamalarını geçtikten sonra hedefe adım atma noktasında tam olarak bu korkudan ötürü ilerleyemediklerini gözlemliyorum. Genelde sabırsız tabiata sahip olan bizler, ilk denemede istediğimiz başarıyı elde etmeyi arzuluyoruz. İlk denememizde çuvallıyorsak da bir daha denemeye çekiniyoruz. Peki neden?
Bunun kişilere göre değişen tonla farklı sebebi olabilir. Biz en genel olanları ele alalım.
İlk olarak aileden başlayabiliriz. Ne yazık ki aileler çocuklarının iyiliğini düşünüyor dahi olsalar gerçekte evlatlarını birer manyağa dönüştürebiliyorlar. Başarı genellikle fazla abartılarak (overrated) sunuluyor bizlere çocukluğumuzun ilk anlarından itibaren. Ciddi bir rekabet içinde buluyor kendini, henüz dünya ile yeni yeni tanışan çocuk. Deneme ? yanılmalarında aileden gelen en ufak bir tepki ya da bazen ebeveynlerin farkında olmadan sarf ettikleri talihsiz bir cümle kişinin hayatında kapanması zor yaralar açabiliyor. Başarılı olmak zorunda bırakılan ve başaramayınca aldığı tepkilerden korkan çocuk, başarıdan uzaklaşabiliyor ya da tam tersi olarak bunu hayatının merkezine koyabiliyor. Işıl ışıl bakan güzel çocuğun nurtopu gibi bir korkusu daha oluyor, gözlerin feri yavaş yavaş sönüyor.
Aileye değinip toplumun etkilerinden bahsetmemek olmaz. Eğitim sisteminin bozuk omurgası, bizleri okumaya değil yarışa yönlendiriyor. En sakıncalı bulduğum taraf çocuğun ya da gencin sürekli bir karşılaştırılmaya maruz bırakılması. Klişe ama gerçek! Bu şekilde büyüyen kişiler yetişkin olduklarında adeta bu bilgi dokularına işlenmiş gibi yaptıkları her şeyde kendilerini bir başkası ile kıyaslamaya gidiyorlar. Bir iş ile ilgili kendini konunun uzmanı ile karşılaştıran kişi daha yolun başındayken vazgeçiyor. Nasıl vazgeçmesin? Ya onun kadar iyi/ona benzer yapamazsa? Kişi daha başlamadan bitiyor, bitiriyor ve işin daha kötü tarafı da yaratıcılığını bu şekilde öldürüyor. Çünkü hep bir başkası olmaya çalışıyor. İçindeki biricik öznelliği arka plana atıyor ve sıkıcı hayatına devam ediyor. Oysa durum bundan da fena, sıkıcı hayatı her an daha sıkıcı oluyor, daralıyor.
Kişilerin geliştirdikleri nice yaratıcı, özel ve keyifli projeler yazık ki başarısız olma endişesi ile daha başlamadan tarih oluyor. Bu korkunun en çok kendini gösterdiği alanlardan biri, bireylerin kendi işlerini yapmaya niyetlendiklerinde ya da bizzat bunu yaparlarken ortaya çıkıyor. Geliştirdikleri projenin adam akıllı oturup fizibilitesini yapmak ya da bu işe risk yönetimi uygulamak yerine “nasıl olsa yapamam” diyerek geri vitese takılıyor hayatlar. Başaramayacağından korkan kişilerin risk almadıklarını rahat bir şekilde gözlemleyebiliyoruz. Bunun arkasında kişinin sosyal çevresinden duyabileceğine inandığı şevk kırıcı, desteklemeyen, dalga geçen, küçümseyen ya da acıyan vb birçok duyu ya da veriden kaçınması da var. İçimizde hiç doymak bilmeyen takdir alma duygumuz, ilk denememizde yapamayacağımız hissi ve bize sürekli negatif şeyler fısıldayan egomuz ile kolkola giriyorlar ve arzu ya da hedeflerimize doğru başlıyorlar o şarkıyı söylemeye: Önümüze gelen bin tekme!
Öğrenilmiş başarısızlık hissi bu sevgili dostlar. Çocukluğumuzu bir düşünelim. Deli gibi bir merak ve keşfetme arzusu ile her şeyi soruyor, deniyor hatta ağzımıza atıyor, tadıyorduk! Ta ki birileri bize bir dolu “tanım” ile gelene kadar. Tanımların canı cehenneme! Siz ne istiyorsunuz ona bakmak lazım. Kendinizi örselemeyin, bakın şu hayatın tadına. Size sürekli bir şeyler söyleyen insanların değil, iç sesinizin, ol yükünüzün size neler söylediğini dinlemeye davet ediyorum sizleri. Her şeyi mükemmel yapmak zorunda değiliz. Mükemmelliyetçilik bizi başlamadan bitirebilecek, kulağa hoş gelen koca bir canavar.
Peki başarısızlık korkusuna karşı ne yapabiliriz?
İlk olarak her şeyde olduğu gibi bunu istemeli, buna niyet etmeliyiz. Değişmeye niyetlenen kişiler bu korkularını geride bırakabiliyor ve kendi kendilerini motive edebiliyorlar.
Arzu ettiğiniz başarıya ulaşmanın önünde duran “geleceği bilememe” hissini azaltmak için yapmak istediğiniz şeyi projelendirin. Yazın, çizin, sorun. Olanakları tek tek gözden geçirip buna yeterli zamanı harcadığınızda geleceğin aslında o kadar da belirsiz olmadığını, konunun olası getiri ve götürülerinin önünüzde durduğunu göreceksiniz. Başarmak istediğiniz konu her ne ise SWOT analizini yapın. (SWOT analizi uygulamak için lütfen tıklayın.)
Bir B planı yapın. Eğer tek bir konuya bodoslama atlamak ve bunda başarısız olmak fikri nefesinizi kesiyorsa bunun ile ilgili bir yedek fikir bulundurun. Yedek bir plan sizin için hava yastığı görevi görecektir.
Kendinizi bu konu ile ilgili sürekli geliştirmeye ve eğitmeye çalışın ve kendinize ufak hedefler koyun. Bilgi dağarcığınız, deneyiminiz arttıkça ve minik hedeflerinize ulaştıkça kendinize olan güveniniz artacak ve ileri doğru olan hareketiniz hızlanacaktır.
Kendinize “ya başarısız olursam.” diye sormak yerine başardığınızda neler hissedeceğinize odaklanın. Başarıya ulaştığınızda kendinizi nasıl hissedeceksiniz, o süre içinde neleri başarmış olacaksınız, hayatınızda neler değişmiş ya da gelişmiş olacak bunları düşünmeye harcayın zamanınızı. Olumsuz düşüncelerden uzak durun ve yüzünüzü, ayçiçeğinin güneşe döndüğü gibi, olumlu düşüncelere dönün.
Eğer başarısızlık korkunuzdan kurtulamıyorsanız ve bu sizde sürekli bir anksiyete oluşturuyorsa o zaman bunu bir uzman ile çalışarak aşabileceğinizi de unutmayın. Kendinize bu iyiliği yaparak kalan yaşamınızı çok daha keyifli ve mutlu geçirebililrsiniz.

Back to Top