İletişim: 0 (532) 055 35 40 | Mail: laden@ladenbaygin.com

Kahramancılık oyunu

Oyunun gerekleri: Kahraman olmak isteyen 1 (bir) adet homo-sapien ve ne olduğunun farkında olmayan(?) diğerleri.

Oyunun kuralları: Kahraman olmaya çalışan kişi, sürekli iyilik yaparak, kendisinden her istenilen şeye evet diyerek, diğerlerinin sevgisini kazanmaya çalışmak için türlü cambazlıklar ile oyuna devam eder. Amaç, diğerlerinin takdirini kazanmaktır. Oyun, kulağa kolay gelse de kahraman olmaya çalışan kişi için türlü zorluklar barındırır.

Eğer ağzınızda bir şeylerin zor olduğu sakızı çene kaslarınız kilitlenene kadar cak cak ediyorsa, siz de kahramancılık oyunu oynuyor olabilirsiniz. İçten içe, hayatımızın ne kadar berbat olduğunu söylememiz, aslında kafamızın içinde kurguladıklarımıza karşı koymaya çalışan bir Don Kişot olmaya çalıştığımızı gösteriyor.

“Don Kişot, bu sefer yolda yel değirmenlerini insanlara kötülük yapan devler sanır. Onlara saldırınca, yaralanır. Yine aklı başına gelmez. Sancho, durumu anlatsa da gerçeği görmez. Kafasındaki hayale inanır. Bundan sonra koyun sürülerini birbirine saldıran iki ordu olarak görür. Zayıf olanlara yardım etmeye karar verir. Koyunlarına saldırıldığını gören çoban, Don Kişot’u döver. Bir başka seferde de Don Kişot kaldıkları bir handaki şarapları kan zannederek şişelere saldırır. Ona gerçekler gösterildiği zaman kabullenmez. Büyücülerin onlara öyle gösterdiğini, onları kandırdığını söyler. Gerçeğin acılığına katlanamaz.”

Şu sözü kaç bin kere duydum acaba? ” Başkalarının işini yaparken harika sonuçlar alıyorum ama kendim için bir şey yapmakta çok zorlanıyorum”. Ne oluyor da dış kapının mandalı bir insan için kendinizi yerden yere vuruyorsunuz da konu kendi istek, arzu ya da dileklerinize gelince gözüne ışık tutulmuş bıldırcın gibi kala kalıyorsunuz? Düğününüzün organizasyonunda sizin istekleriniz olmazken kayın validenizin tüm isteklerini yerine getirirken ne hissediyorsunuz? Ya da patronunuza daha ? daha ? daha çok para kazandırmak için haftanın 6 günü kendinizi yırtıyorsunuz da konu kendi işinizi kurmaya ya da projelendirmeye gelince ne oluyor da yengeç gibi yanlamaya başlıyorsunuz?

Eşinizin her istediğine evet deyince, eşiniz çok mutlu mu oluyor yoksa siz aslında bir kahraman olmanın inceden verdiği sinsi zevkin derinliklerinde mi yüzüyor oluyorsunuz? Eğer kendinizden sürekli verme halinizin içinizdeki kahramanı sürekli şişirdiğinin farkındaysanız, tamam. Belki de size iyi gelen budur. Ama inanın hayatınızdaki her şeyin zor, ulaşılmaz olması ya da sizden istenilen her şeye evet demeniz SİZİ ASLINDA KAHRAMAN YAPMIYOR! Olan size oluyor sevgili dostum ? çakma Don Kişot’um. Ve inanın eğer karşınızdaki insan bunun farkında ise, bir de güzel kullanılıyorsunuz demektir. Kahramanlıktan kullanılmaya bu derin ve sert iniş nasıl görünüyor dışarıdan?  Benim pek de hoşuma gitmedi sanki.

Sola Unitas Koçluk Akademisi’nde aldığım eğitim sırasında yardıma muhtaç görünen insanlara (kurbanlara) yardım ederken aslında kurban durumuna düştüğümüzü fark ettirdiklerinde bana da bir an kal gelmişti. İnsanların sürekli şikayet ettikleri haller, alışkanlıklar, durumlar aslında harika bir ilgi-çekme-platformu oluşturuyor kişiye. Böylece diğerlerinin aklı hep onlarda oluyor. Oh ne ala mualla! Etrafınızda eminim bu şekilde davranan, sürekli şikayet eden, ama şikayet ettiği şey ile ilgili zırnık davranmayan ve enerji emici bir uzaylı gibi sürekli etrafta takılan insanlar vardır. Hatta belki siz de tam olarak o insanlardan birisiniz. Siz de o insanlardan biri misiniz?

Hayatınızı oluşturan değişkenler arasında bir öncelik sırası yapsanız listede neler olurdu? Peki bu listede siz olur muydunuz yoksa sizin çevrenizdeki şeyler mi olurdu? İşim, ailem, çocuğum, sevgilim, para. Hobiler nerede? Kendi projeleriniz? Ya da basitçe siz? Kaçınız listede ilk üçe “kendim” yazardı acaba? İnanın bu oran insanı ürpertecek kadar az olabilir.

Ben şuna inanıyorum; gerçek samimiyetin olmadığı yerde karşınızdaki insan da  – ne kadar anlamayacağını düşünüyor olsanız da ? bu samimiyetsizliğinizi anlıyor. İşte zaten bu noktada da kahraman değil bir oyuncu oluyorsunuz. Neden önce kendi kendinizin kahramanı olmuyorsunuz? O zaman kurbanı oynayıp sizin tüm enerjinizi üzerlerinde tutmaya çalışan insanların da kendilerine çeki düzen vereceklerini bilmiyorsunuz belki de. Tamam, ben söylüyorum o zaman. Siz önce kendiniz için yaşamaya başlayınca inanın ne diğerleri tarafından ezikleneceksiniz ne de insanlar size karşı istedikleri gibi davranabilecekler. Kendi olaylarınıza ya da başkalarının olaylarına, Don Kişot gibi, durumları abartarak yaklaşmamanızı öneririm. Zira bunun ne size ne de yardım etmeye çalıştığınız diğerlerine faydası var. Oyun oynamaktan hoşlanıyorsanız bir hobi edinin. Kahramancılık oynamaktan vazgeçin.

Yine klasik bir şekilde bitirmek istiyorum yazımı, bazı sorularım olacak:

*Kahraman olmak ne işinize yarıyor? Nasıl hissediyorsunuz?

*Bu hissinizi başka bir şey ile değiştirmek mümkün olabilir mi? Ne ile değiştirmek isterdiniz?

*En son ne zaman bir başkasına yardım edip kahraman olmaya çalışırken kurban durumuna düştünüz? (Yardımınız işe yaradı mı yoksa kendinizi paraladığınızla mı kaldınız?)

*Başka bir hikayenin kahramanı olsanız bu hangi hikaye olurdu?

*Peki kendi hikayenizin kahramanı olmaya ne dersiniz?

Back to Top