İletişim: 0 (532) 055 35 40 | Mail: laden@ladenbaygin.com

Kadın(ın) manipülasyonu

Kadın ve manipülasyon konulu bu yazımı yazmadan önce, araştırmak istedim biraz “kadın ve manipülasyon” konusunu. Kafamda yazmak istediğim şeylerin, üzülerek tam aksi şeyler çıktı karşıma. Hatta google’a “women and manipulation” yazdığım zaman ilk karşıma çıkan link, “A Woman’s Most Potent Weapon Is Emotional Manipulation” (Bir kadının en güçlü silahı duygusal manipülasyondur) oldu. Oysa benim anlatmak istediğim çok başkaydı. Haydi,adı-çıkmış-dokuza-inmez-sekize kadın manipülasyonuna bir de başka taraftan bakalım.

“Bütün yaratıklar, yok edicilerin var olduğunu öğrenmelidir. Bu bilgiye sahip olmayan kadın kendi ormanında, yenilip yutulmadan güvenle dolaşamaz. Yok ediciyi anlamak, safdillikten, deneyimsizlikten, ya da ahmaklıktan kurtulup olgun bir hayvan haline gelmektir.

Mavisakal kurnaz bir iz sürücü gibi en küçük kızın kendisiyle ilgilendiğini, yani kurban olmaya gönüllü olduğunu hisseder. Ona evlenme teklif eder ve kız da gençliğinin verdiği coşkulu bir anda (çoğu zaman aptallık, haz, mutluluk ve cinsel ilginin birleşimidir) evet der. Hangi kadın bilmez bu senaryoyu?” — Clarissa Pinkola Estes – Kurtlarla Koşan Kadınlar – Mavi Sakal(arketipi).

Burada (naçizane) irdelemek istediğim iki tür manipülasyon var:

  1. Kadının kendi kendini manipüle etmesi
  2. Kadının maruz kaldığı manipülasyonlar.

——

  1. Kadının kendi kendini manipüle etmesi:

Elbet ki bir kadın, durduk yere kendinin, kendinden başka bir erk tarafından yönlendirilmesine izin vermeyecek kadar akıllıdır. Çünkü kadın koku alır. Hem de öyle keskin bir koku alma ve sezme kabiliyetine sahiptir ki! Gel gör ki kadın, doğurgandır ve bu yüzden oldum bittim elleri kolları bağlıdır. Nasıl ki bir erkek (hayvan) spermlerini mümkün olduğunca çok ve güçlü bir şekilde dişilere aktarmak istiyorsa dişi (hayvan) da mümkün olduğunca en kaliteli spermden döllenmeyi ve üremeyi ister. İlk manipülasyon da burada başlar…

Arketiplerden hızla şu ana dönelim ve etrafımızda olan bitene bakalım. Nicedir görüyorum, (ama asla yargılamıyorum) kadının nasıl da yönlendirildiğini. Bir dişi, anneannesinin, anneannesinin, anneannesinin bilgileriyle (bilgeliğiyle) doğar. Ama bunu bilmek, anlamak ve değerlendirebilmek ciddi emek gerektirir. Emek verilmediği taktirde ise günümüzün pop kültürel sancıları kadını yer bitirir: Evlen, bir erkeğin olsun! Üre!

Bir taraftan manipüle edilmiş annenin feryatlarıyla büyümüş, kendi ayakları üzerinde durm(aya çalışan) kadın, yine kanında akan bilgelik ile üremek, birlikte çoğalmak ister. Günümüz erkekleri ise birçok kadına rahat bir şekilde ulaşmanın rahatlığı içinde dişinin güzelliğini unutmuş, biraz korkmuş ve açtır. Kadın için tek bir yol vardır: Sakin olmak ve beyaz atlı prensin varlığına inanmak! İşte başlar burada yanılsama…

Günümüz kadınından bahsediyorum elbet zira günümüzde yazıyorum bu yazıyı, ancak dişil gizem, doğurganlık, paylaşmak, çoğalmak elbet bilirsiniz ki zamanın başlangıcına gider. Nedir kadının kendi kendini yanıltmasının sebebi? Nedir kök bilgelikten saf yüzeyselliğe yönlendiren şey kadını?

Öyle bir hale geldi ki günümüz dünyası, hem deli gibi üretip hem de deli gibi tüketiyoruz. Erkekler ile eşit güçlere sahip olmaya çalışan kadın, çalışıyor; işte çalışıyor, evde çalışıyor, nefes almadan, koşturup duruyor. Nasıl kendini manipüle etmesin? Kocayı idare et, patronu idare et, iş yerindeki negatif gıcık iş arkadaşını idare et, bir taraftan elinde avucunda birkaç tane kalmış dostları idare et, yaşlanan ve gün geçtikçe çocuklaşan anne-babayı idare et… Daha gider bu liste. İşte bu noktada kadın, eli mahkum, yüzeysel kalıyor. Koku alma özelliğini git gide yitiriyor. İçinden gelen sesi dinlemekten uzaklaşan kadın, kendi kendini manipüle ediyor, yanlış yönlendiriyor, ne yazık ki basit tabiriyle, kandırıyor. Yanından geçen genç kızı kesen sevgilisini görmezden geliyor, yolda yürürken bacaklarına bakan moruğu görmezden geliyor, “çocuğum için yaşıyorum” diyerek kendini unutuyor, kendinden başka herkes ve her şeyi idare edeyim derken yok olup, yitip gidiyor. Hep güçlü olmak zorunda olduğuna inanan kadın, hiç kendini bırakamıyor, dişil özelliklerini arka plana itiyor, sırf kocası olması istendiği için dandik bir düğünle ve dandik bir adamla evleniyor, kadın kısır döngüde, başlıyor zamanla kendine acımaya. Ve yine yeniden, kendini durumların gidişatı ile ilgili kandırmaya.

Yalnız değilken bile yalnız, kaybolmuş, sormaktan korkan, kendini ifade edemeyen ahraz (dilsiz) kadın…

  1. Kadının maruz kaldığı manipülasyonlar:

Kadına (ve erkeğe de elbet) uygulanan ilk manipülasyon ailede başlıyor. Türlü sebeplerden/inanışlardan vb. aile, küçük kız çocuğunu kendi arzularına göre yetiştirme derdi ile büyütüyor. Kendi sıkıntılarını çocukları yaşamasın isteyen aileler (pozitif taraftan bakarsak eğer) , mutlaka iyi niyetle, ama bilinçsizce daha bebecikken kızları yönlendirmeye başlıyor. Daha gencecikken ve her şeye açıkken alınan türlü bilgiler, “tü-kaka”lar, “sakın yapma” ya da “mutlaka yap”lar, henüz kendine ait istek ve arzuları olabileceğinin farkında olmayan genç bireyi etkiliyor ve yönlendiriyor. Okulda öğretmenleri, ailesinin eş dostları, yaşadığı ortam içerisindeki herkes ve her şey. Buyurun size nur topu gibi mahalle baskısı!

Erkek egemen (ki aslen hoşlanmıyorum bu ifadeden) dünya düzeni içinde, çoğu dinlerin kadını ikinci sınıf vatandaş olarak gördüğü algılarda kadın, varoluşundaki engin bilgeliği, daha orada olduğunun farkına bile varamadan yitiriyor.

Ve çok acıklı bir şekilde çoğu zaman, ne yaparsa yapsın, kimseciklere yaranamıyor. Toplumsal olarak en az üç çocuk yapıp, hamile şekilde dolaştıkça erkeklere seksi hatırlatması sebebiyle kenara itiliyor, eve kapatılıyor. Örnekler yazmakla bitmez…

Yaptığı şey her ne ise en iyi şekilde yapmaya çalışan kadın, en modern (görünen) sevdicek ile dahi olsa, örseleniyor, beğenilmiyor, bekletiliyor. Düşünce tarzının karmaşıklığı (ki bu kadına verilen bir hediyedir bana göre), yüzeysel dünyada suçlanıyor, beğenilmiyor… Kadın her geçen gün kendine güvenini yitiriyor, kendini kapatıyor, kapatıyor… Arafta bir kadın… Arafta birçok kadın…

Paranın ehemmiyetine inandırılıyor, kariyerin muhteşemliği ile kandırılıyor, koca başının tacıdır ses etme deniliyor, çocuğu yoksa acınılarak bakılıyor, taciz edilirse memesini açmasaymış deniliyor, içen kocasına kızınca dayak yiyor, kocasından kaçınca karakolda dövülüyor… Karşımıza çıkan sonuç ne? Kadının duygusal manipülasyonu ile ilgili birçok korkunç inanış!

Ey aileler, sevgililer, dostlar! Karşınızda, sizi abuk sabuk triplerle darlayan kadınlar kadın değil! Kadınlığını bilmeyi unutmuş, kendini unutmuş, başkalarının arzu, öğreti ve inanışları arasında sıkışıp ona öğretilen şeyleri size dayatan zavallı ruhlar onlar. Zekası ve pratikliği hor görüldükçe seksapelitesini kullanmak zorunda bırakılan, okumak ya da gezmek istediği halde evlenmek istediğine inandırılan (ve nihayetinde buna inanan), rahat yaşamın ancak zengin koca ile ulaşabilecek olduğu için yağlı kapı bulmaya çalışan, yardıma ve güzelliğe aç ama buna asla doymayacak, çünkü kendini (artık) sev(e)meyen, kişisel sevgisizlikten ötürü içinde oluşan boşluğu maddi yalanlarla doldurmaya çalışan dişiler yarattınız! Tüm dünyaya emeklerinden ötürü teşekkürlerimi(!) sunuyorum.

“… O zaman kadın her şeyi yoklayan, bir şeyin ne olduğunu bulmak için her yere burnunu sokan vahşi yaratıklar gibi, en derin ve en karanlık sorularına, doğru yanıtlar bulmakta özgürdür. Ona saldıranın güçlerini söküp almakta ve bir zamanlar kendisine karşı kullanılmış olan bu güçleri tersine çevirerek kendisi için en uygun ve yararlı şekillerde kullanmakta özgürdür. İşte Vahşi Kadın budur.” –  Clarissa Pinkola Estes

Back to Top