İletişim: 0 (532) 055 35 40 | Mail: laden@ladenbaygin.com

Buna da şükür!

Yokluktan gelen bir toplumun genel olarak kan ter içinde çalışarak feraha erişebilen çocuklarıyız. İslami değerlerin ağır bastığı toplumumuzda azla yetinmek, elindekine şükretmek, “buna da şükür” demek kanıksadığımız hareket biçimlerinden. Yokluk edebiyatının çocuk bünyemizde yarattığı kafa karışıklığı, istediği ve elde edemediği şeyler karşısında elindekilerle yetinip “buna da şükreden” kişiler olmamızın temel sebeplerinden.

Sahip olduklarımıza şükretmenin önemi su götürmez bir gerçek ve kişisel olarak benim de her zaman uyguladığım bir şey. Bu gerçeği asla yadsımıyor ve yarattığı olumlu sonuçları da sonuna kadar kabul ediyorum. Yalnız başka bir gerçek de var; toplumsal ve kültürel olarak elimizdeki ile yetinmeye o kadar alışmışız, bunu öyle içselleştirmişiz ki aksini düşünmüyoruz dahi!

Daha bebecikken üzerimize aldığımız “koca adam sorumlulukları”, büyüdükçe anlamlandıramadığımız, ancak rüyalarımızda ya da öfke patlamalarımızda ortaya çıkan çarpık hareket kalıplarına sebep oluyor ve kişisel ve ruhsal ilerlememiz yolunda bizleri ayağımızdan prangalıyor. Topluma uygun(?!) bir çocuk yetiştirme derdinde olan ebeveynlerin, sadece ve sadece anne ve babasının sevgisini kazanmak için her şeyi yapabilecek çocuğa uyguladıkları manipülasyonlar, hem kişiyi bu davranış kalıplarını ezberlemeye, hem de kişinin  yetişkin çağlarına geldiğinde manipülasyon ve yönlendirilmeye açık olmasına sebebiyet veriyor. Toplumlarda dedikodunun fazlalığı, araştırmadan başkalarının söylediklerine inanan bireyler, ilk karşısına çıkan sevgili/iş/vb. seçeneğe balıklama atlayan kişiler, sistemdeki bu çarpıklıktan kaynaklanıyor.

İnsanoğlunun adeta hücrelerine işlemiş olan “ceza alma” algısı, herhangi bir konuda kişi ne yapmış olursa olsun bunun kötü bir sonucu olabileceği hissini otomatik olarak yanında getiriyor. Bireyler, güzel bir şey yaşamalarını takiben, “kesin kötü bir şey olacak” kanıksaması sebebiyle hızla o kötü şeyi kendilerine çekmeye başlıyorlar. Toplumumuzdaki “çok güldük çok ağlayacağız” sözü, buna en güzel örneklerden biridir.

Eğer yazdıklarım sizde biraz his uyandırdıysa kendinize şunları sormanızı öneririm:

“Buna da şükür” diyerek daha fazlasını istemeyi bıraktığınız zamanlar oldu mu?

Hangi şeyler için daha fazla çabalayabilecekken, elinizdekilerle yetinebileceğiniz inancınız yüzünden devam etmediniz?

Kişiliğinizin temelinde yatan hangi kalıplar sizi engelliyor? Bunları ortadan kaldırmak için ne yapabilirsiniz?

Öyle hissediyorum ki “buna da şükür” ile “acaba? ” arasındaki ince çizgide, hayal bile edemeyeceğimiz birçok deneyim saklı. Bunları keşfetmek de her birimizin hakkı. Kırmadan, incitmeden, egomuzun karanlığına gömülmeden ama korkularımızı ve bize dayatılanları bir kenara bırakarak çocuk bilincimiz ile kendimize sorular sorabilirsek, “acaba ne olurdu?” diye merak edebilirsek çok yeni denizlere yelken açabiliriz.

Şimdiden iyi yolculuklar!

Back to Top